TKP-1920 imzalı bir yazıda TKP’nin 7. Kongresine ilişkin tezlerimizle ilgili bir eleştiri sosyal medyada yayınlanmıştır.
Yazı TKP’nin karşı karşıya kaldığı likidasyona yol açan süreçle ilgili görüşlerimizi “çarpıtma” olarak nitelemiştir. Asıl çarpıtma, yaşanan gerçeklerin üstünü örtme çabası söz konusu yazıda bariz olarak
ortaya çıkmaktadır.
Sovyetler Birliği’nde yürütülen “Glasnost ve Perestroyka” sürecinin partimizde bölünmeye ve likidasyona etkisi olmadığı görüşü doğru değildir. Türkiye parti örgütlerinde de yurt dışı parti örgütlerinde de bölünmeler yaşanmış ciddi kopmalar olmuştur. Türkiye’de “Devrimci Kanat” ve “Komünist Birlik” gruplarının oluşması dışında parti içinde kalan ancak pasifize olan önemli kadrolar hatta parti örgütleri söz konusudur. Bu ülkede de yurt dışında da yaşanmış bir gerçektir. Parti dostu Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem’in “Tüm Karotiçlere Açık Mektup” yazısı hepimizin sadece hatırında değil arşivlerindedir
Bilindiği gibi TKP-1920 grubu TKP/TİP birliğinin likidasyon olduğunu savunmaktadır. Bunu da TKP ve TİP’in ideolojik ve sınıfsal bakımdan birbirinin zıddı olduğu iddiasına dayandırmıştır. Halbuki TKP 5. Kongresinde “TKP ile TİP’in TKP’de birliği” üzerine bir karar mevcuttur. Bu kararda kendilerinin de “evet” oyu vardır. Süreç bizlerin de doğru bulmadığı şekilde farklı gelişmiş TKP’de birlik yerine tepeden alınan kararlar ile TKP ile TİP’in TBKP adı altında birleşmesi gerçekleştirilmiştir. O da yetmezmiş gibi TBKP’nin illegal kurulması Kutlu tayfası tarafından yok sayılmış ve ülkede legal bir TBKP başvurusuna gidilmiştir. Görüşümüze göre birliğin TKP’de sağlanması ve TİP’in 12 Eylül’ün çıkışında legal bir parti olarak desteklenmesi ve güçlenmesi doğrusu olacaktı. Bu konudaki görüşlerimizi 7.Kongre Belgelerinde okumak mümkündür. Ancak bunu “zıtlıklar” ile izah etmek doğru değildir. Bu “zıtlık” iddiası sözkonusu grubun “sekter” eğilimini ele vermektedir. Nitekim biz, TKP’yi likidasyon sürecinden çıkarmak için çaba harcayan tüm grupların TKP’yi devam ettirmek isteyen “komünistler” olarak gördüğümüzü, bu grupların tüm üyelerini 7. Kongre’nin ardından yapılacak 8. Kongreye kadar TKP’nin “doğal üyeleri” saydığımızı, onların katılımıyla 8. Kongremizi toplayacağımızı ilan ettiğimiz halde, bu grup yalnızca kendi grubunun TKP olduğunda ısrar etmiştir. Birlikte yıllarca aynı partide yer alan yoldaşlarını tanımayan bu grubun TKP ile TİP arasında aşılmaz “zıtlıktan” söz etmesi ve likidasyonu bu partilerin birleşmesi olarak dar bir bakış açısıyla ele alması şaşırtıcı değildir.
Böyle olmakla birlikte biz bu yazıdaki eleştirinin söz konusu grupla TKP arasında aşılmaz bir “zıtlık” yarattığını düşünmüyoruz. TKP saflarında likidasyonun TKP/TİP birliğinin kendisi mi, yoksa bu
birliğin ilkesel bakımdan yanlış bir yöntemle yukarıdan aşağıya gerçekleştirilmesinin likidasyonun nedenlerinden biri olduğu mu görüşlerinin savunulabileceğini düşünüyoruz. Bu ve benzer konularda
farklı düşüncelerin olması tüm eski TKP üyelerinin tek bir parti çatısı altında birliğine engel değildir.
Eğer TKP-1920 grubu, TKP’nin 8. Kongre sürecine tüm üyeleriyle katılma kararı alırsa, bu yoldaşlara partimizin kapıları açık olacaktır. Ve eğer TKP-1920 Grubu, bizim yerimize kendisi TKP 7. Kongresini toplasaydı ve bizleri bu kongreye katılmaya çağırsaydı, tereddüt bile etmeden tüm örgütlerimiz ve üyelerimizle birlikte kongre saflarında yerlerimizi alırdık.
Bu grubun Demokratik Almanya’nın Komünist Partisi SED tarihini çok iyi bildiğinden eminiz. SED’nin aralarında TKP ile TİP arasındaki ideolojik “zıtlıklarla” kıyas kabul etmeyen çok büyük “zıtlıklar” ve TKP ve TİP arasındaki ilişkilerdeki anlaşmazlıklarla kıyas kabul etmeyecek tarihsel düşmanlıklar olan KPD ile SPD arasındaki birlikten oluştuğunu bu yoldaşlarımıza hatırlatmak isteriz. O SPD ki, Ekim devriminin ve Sovyetler Birliği’nin düşmanı ve Rosa Lüksemburg ile Karl Liebknecht’in katilleriydi. TİP ile SPD arasında Çin Seddi vardır, buna karşılık TİP ile KPD arasında sadece Avrupa ile Asya’yı ayıran İstanbul Boğazından söz edebiliriz. TİP ambleminin orak-çekiçle kardeş çark-başak olduğunu ve TİP’in yan örgütü olan FKF rozetinin ise Demokratik Almanya’daki Özgür Alman Gençliği Örgütü – FDJ’un rozetinden esinlenerek üretildiğini de geçerken hatırlatalım. Parti yönetiminde Aybar, Boran, Aren, Cemgil ve nicelerinin ise Zeki Baştımar tarafından örgütlenmiş “yedek” üyeler olduğunu da ve özellikle bu gruptakilerden bir nesil önceki komünistler olduklarını da hatırlatmamız bile gereksizdir.
Tezlerimizde Sovyetler Birliği’ne “bağlılık” terimini “bağımlılık” şeklinde çarpıtmayı ise tartışma ahlakına uygun bulmadığımızı, Zagladin’in Konya Konferansında TKP dışında da komünistlerin varlığından söz edişini, TKP ile TİP birliğinden değil “barış için eylem birliğinden” söz etmiş diyerek “çarpıtmayı” ise, üzülerek görmezden geliyoruz. TKP dışında da komünistlerin varlığına işaret etmek çok net bir nitelemedir.
Sosyalist ülke partilerinin parti yönetimine hiçbir “telkinde” bulunmadığını söyleyen yoldaşlar, bizim oy birliği ile bu partilerin TKP-TİP birliğinden, cuntanın niteliğine kadar bize ilettikleri görüşlerini gönüllü olarak benimsediğimizi unutmuş görünüyorlar. Başta SBKP ve SED olmak üzere bu partiler partimizin üstünde tarihsel bakımdan tartışmasız kabul ettiğimiz saygınlık ve otoriteye sahiptiler ve tek bir PB ve MK üyesinin bu partilerin TKP ile ilgili görüşlerini tartışmak (Nabi Yağcı’ya karşı, Yelkenci’nin Genel Sekreter olması görüşüyle iki PB üyesinin SED’nin desteğinde SBKP’nin görüşüne karşı çıkması dışında) o dönemde aklından bile geçmemiştir. “Bağımlılığın” değil, “Bağlılığın” gereği olarak böyle davranılmıştır.
Ve nihayet 12 Eylül darbesine karşı doğru taktik olarak dile getirdiğimiz görüşümüzü “maceracılığı” savunduğumuz biçiminde suçlamasını ise utanç verici buluyoruz. Bu konudaki değerlendirmelerimiz o gün yaşanan tartışmalar, ülkede sınıf savaşımının siperlerinde yer alan proleter yoldaşlarımızın, gençlik içindeki yoldaşlarımızın, yurt dışına parti kararıyla çıkarılan parti yöneticisi yoldaşlarımızın, sendikalarda yönetici görev üstlenmiş yoldaşlarımızın ve ülke parti örgütlerimizin değerlendirmelerine dayanmaktadır.
Sonuç olarak diyoruz ki, TKP-1920 grubu, bu yazıdaki görüşlerini 8. TKP Kongresinde kendi tezleri olarak özgürce savunabilirler. Kongre delegelerinin çoğunlukla alacağı karara uyacağımızı, kendi tezlerimize duyduğumuz büyük güvenle şimdiden ilan ediyoruz.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi Sekreterliği
18 Nisan 2026